Top Social

'Sokakta görenler, bunlara selam vermezler.' | Süleymanlılar Cübbeli Ahmed Hocayı neden sevmezler? | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, mehdi, cübbeli ahmet hoca, gerçek yüzü, Süleyman Hilmi Tunahan, ismailağa cemaati, ali haydar efendi, fetö, süleymancılar, video izle,

Hayır, Süleymanlılar, Cübbeli Ahmet Hoca denilen sözde hocayı, samimiyetsizliği ve nifak alametleri sergilemesi sebebi ile sevmezler. Geçelim hocalığı, Cübbeli denilen bu şahsı, Müslümanlardan bilmezler. Bu kararlarının yanına da, çok samimi/ihlaslı tavırlarla, çok sarsıcı deliller, mesnetler getirirler.

Yıllardır türlü rezilliklerle ismi anılan, en son 'yakmayan kefen' tartışmalarında birbirini yalanlayan açıklamalar ve ayrıca sahih olmadığını bildiği uydurma hadisleri, bilerek, farkında olarak, sahih imiş gibi aktarması ile gündeme gelen 'Cübbeli Ahmet Hoca' diye anılan Ahmet Mahmut Ünlü, o meşhur dilini, Süleymanlılara ve Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerine de uzatmış... Hiç şaşırmadık. Bu hallere kadar düşmüş birisi, bu tavırları sergilemese ve dilini uzatmasa idi o vakit şaşardık. Biz, dilini uzattığı yerden, müstahak olduğu tokadı yemeden önce, bir kaç cümle ile kendisine karşılık vermiş olalım...

Evvela, onun videosunu, hakkaniyetle karar verip gerçeği meydana çıkartmak niyetiyle bir izleyin ve sonra da videonun altındaki izahatımı okuyarak gerçekleri ve onun gerçek yüzünü görebilirsiniz: 

Videoyu openload kanalımızdan izleyin...


 

'Sokakta görenler, bunlara selam vermezler.' | Süleymanlılar Cübbeli Ahmed Hocayı neden sevmezler?" videosunu alternatif ok.ru kanalımızdan izleyin...


 1-  Videoda bahsettiği ve soy adı Yağcı olan hoca, Sultanbeyli'de vazifeliydi. Cübbeli'ye yaptığı bu ziyaretten sonra vazifesinden alındı. Yolumuz ve büyüklerimiz, hiçbir zaman bozuk yolları, manevi yol kesici eşkıyaları muteber gösterecek davranışlar sergilemedi. Yaşı çokça ilerlemiş olup gündemi yakinen ve bir bütün olarak takip edemeyen Yağcı hocanın hareketi münferit/kişisel bir hareketti ve hak ettiği karşılığı da hemen buldu. İcap eden tedbir hemen alındı, ikaz edildi ve hatta herkes iyice anlasın diye Yağcı hocanın vazife yaptığı yer değiştirildi. Yolumuz onların yolları gibi -çok af edersiniz- başı ayağı belli olmayan, kaç parçaya bölünmüş olduğu, parçaların başında bile kimlerin olduğu belli olmayan, dün söylediğini bu gün yalanlayan, dün büyük samimiyetsizlikle destek verdiğine, bu gün aynı derecede samimiyetsizlikle şiddetli düşmanlık eden, daldan dala zıplayan bir yol değil.

Yolumuz, onların yolu gibi, insanların manevi duygularını sömürerek, dünya ve ahiret saadetlerini hüsrana uğratarak nefsani tavırlar sergilenen... Ego tatmin edilen... Riyakarlık sergilenen... Otel salonlarında saatlerce yalana ve menfaate dayalı sahte müceddidlik tiyatroları sergilenen... İslam tarihi boyunca hiçbir gerçek müceddid, devrinin uleması/alimleri tarafından seçilmediği halde seçimle müceddid belirleme sahtekarlığını alemin önünde utanmadan sergileyen... Sözde müceddid seçimine katılanların çoğu gerçek manada ehl-i sünnet alimi ve bir de mutasavvıf alim olmadığı halde, baş alim(!), baş misafir diyerek, NATO imamı, İngiliz casusu, Siyonizmin ve Masonluğun maşası olduğu kesin olarak bilinen ve ispat edilen Yusuf el Karadavi'yi video görüşme ile bağlayan... Meşhur ve sabıkalı dolandırıcı Jet Fadıl'ın, yeni bir 'tokatlama' projesi olduğu apaçık meydanda olan otelinin temel atma töreninde, bir de sözde dini kitapların, aslında 'tamamen duygusal' niyetlerle satılan kitapların imza günü yapılan ve menfaat ekseninde dönen, bozuk, dibe vurduğu da gözler önünde olan ve sapkın ve dinimizi, dünya menfaat ve siyasetine alet ederek aşağıların aşağısına, Allah-ü Tealanın tabiri ile esfel-i safiline inmiş bir yol değildir. [1]

Bizim yolumuz, çile yoludur. Bizim yolumuz cihat yoludur, hizmet yoludur, insanlığın kurtuluşu için, insanlığın dünya ve ahiret saadeti için durmaksızın bedel ödeyerek ve 'Uykumuz olmasa da, daha çok hizmet edebilsek, şu Deccal devinde, ümmet-i Muhammed'in evladı, hakiki alimlere muhtaç. Zamana alimleri çok perişan halde...' diyerek gece gündüz demeden çırpınma yoludur. Bizim yolumuz, cihad-ı asgarı da, cihad-ı ekberi de bilenlerin/yapanların ve içi ile dışı bir olup, dışı halk ile meşgulken, içi Hak teala hazretleri ile olanların yoludur. Bizim yolumuz, Nakşibendi tarikatının Müceddidiye/Müceddidler koludur ve başımızda manen/ruhaniyetleri ile hakiki bir müceddid ve o hakiki müceddidi sevk, idare ve komuta eden divan-ı salihin, zahiren de hakiki İslam alimleri ile idarecileri mevcuttur. Evvela, herkes bu gerçekleri iyice ayırt etsin. [2]

 2-  Cübbeli de çok iyi biliyor ve hep işine gelmeyen şeyleri bilmezden geldiği gibi bu defa da gerçeği söylemiyor ki, Mevâhib-i Ledünniye isimli muteber eserde hazret-i peygamberimizin (s.a.v.) 400 ismi zikrediliyor. Peygamberimizin, kendisinin çok sayıda güzel ismi bulunduğuna dair sahih hadisleri de mevcuttur, bunu ilmihal/sohbet seviyesinde İslam'ı bilen Müslümanlar da bilir ve Cübbeli bunu işine gelmediği için gizleyip, bu kadar açıkça meydanda olan bir hususu bir de kepaze bir tavırla alaya alıyor. [3]

Ayrıca, ahir zamandan haber veren hadis-i şeriflerin, sırran bildirilen ve mecaz bulunan hadisler olduğu apaçık meydandadır. Böyle olmasa usule muhalif olur ve ahir zamanda bu hadisleri okuyup kolayca anlayan, kastedilenleri kesinlik derecesinde kavrayabilen insanlar, hiçbir şeye aldanmazlar ve hayatın akışına, insanın imtihanına müdahale edilmiş olur. Hadis-i Şerifte ''Deccalin alnında kafir yazacak, herkes bunu görecek'' buyruluyor. İnsan hiç düşünmez mi, bu, gerçek anlamında kastediliyor olsa, burada bir mecaz ya da sır olmasa, deccalin alnında herkesin görüp okuyabileceği gibi kafir yazsa, deccale bir kişi bile aldanır mı?

Peygamberimiz (s.a.v.) ''Bana az kelime ile çok derin manalar anlatma sanatı öğretildi.'' buyurmuş. Cübbeli gibi medrese usulü ile ilim okumuş birisinin çok bilinen bu hadislerden ve bu usullerden habersiz olma ihtimali de söz konusu değil iken geriye tek bir ihtimal kalıyor: Samimiyetsizlik... [4]

 3-  Cübbeli'nin Türkiye'nin İslam/şeriat devleti olduğuna dair sık sık yaptığı ilimden, samimiyetten ve ilim adamlığına yakışır tavırlardan uzak talk show'cu misali konuşmaları ve sonra sıkıştığı başka sorular karşısında (mesela AKP'ye oy verilir mi? sorusunda) ''İyi ama Türkiye İslam devleti değil ki, İslami esaslarla yönetilmiyoruz ki ..." şeklinde birbirini yalanlayan ve samimiyetsiz açıklamalarının videolarına bir kaç tıkla ulaşılabiliyor. Müceddid ilan ettiği ama herhangi bir cami imamından farkı olmayan kendisi gibi samimiyetsiz Mahmud Efendi'nin, küfür sistemine bağlı diğer partilerden hiçbir farkı bulunmayan, aynı tüzüğe sahip ve aynı yeminleri eden Refah Partisi'ni yıllarca bu millete 'İslami parti' diye yutturduğu da biliniyor. Şunca senedir yaptığımız hizmetlerden sonra, bu bozuk yola bağlı sözde alimlerin yenice ''Dikkat edin bu sistemi benimsemeyin. Partileri İslami parti ilan etmeyin. İmani tehlike var.'' dedikleri de görülüyor.

Cübbeli'nin, çok vahim neticeleri olacak başka ilmi meselelerde de sarf ettiği birbirini yalanlayan onlarca açıklamasına kolayca ulaşmak mümkün. Youtube 'Cübbelinin yalanları' ve 'Cübbelinin zikzakları' başlıklı çok sayıda video ile dolunca, son senelerde bunları kaldırtmak için çırpındığı da görülüyor. Bunu fark ettiğimiz anda 'Neden böyle yapıyorsun? Senin gerçek yüzünü meydana sererken kullandığımız kısa kısa videolarını Youtube'dan kaldırtma. Bunları reklam geliri için değil, seni anlatmak, seni ifşa etmek için kanallarımıza yüklüyoruz' dediğimizde, kendisi kadar dinimizi kullanan İslamcı A TV'ye çıkıp son derece perişan halde, heyecanlı bir ses tonu ve beden dili ile "Şimdi diyorlar ki bana: videoları kaldırtma... Benim öyle bir işim yok. Hiç karışmam. Kaldırtmıyorum' diyen ama o kısacık videoların, kanallarımızdan kaldırılmasını talep edenin kendisine ait 'Youtube Cübbeli Ahmet Hoca Resmi Sayfası' olduğunu teknik ispatları ile gözler önüne serince ve 'Sen nasıl birisin? Bu ne bu?' deyince de, hayatında belki on binlerce kere yaptığı gibi, susup, görmezden gelebiliyor.

Daha önce karşı durup mücadele ettiği çevrelere, ceza evinde iken, piyasa tabiri ile bağlama çalıp serbest kaldığını... Şimdi "FETÖ de FETÖ'' deyip durduğu kişilere ve kesime, çok duygusal ve dokunaklı mektuplar yazdığını ve bunları kendi camiası içinde, herkese açık şekilde okuttuğunu... Aynı anlarda, o güne kadar 'BOP'çu, vatan haini, Siyonist uşağı' ilan ettiği hükumete ve siyasi liderlere ani bir kırılma ile yaklaştığını, görüşlerinde 180 derecelik ani bir sapma olduğunu ve en son süreçte artık "Gel dediler geldik. Onun için buradayız. Erdoğan Başkomutanımızdır. Ona itaat farzdır' şeklinde konuştuğunu... Bu vesilelerle, çıkması imkansız olduğu halde ceza evinden çıktığını, hatta kendisinin hürmetine dolandırıcılıktan sabıkalı olan kankası Fadıl Akgündüz'ün de çıktığını... Sonra da o eski esip yağıp gürleyen halinden, 'Sattılar, memleketi sattılar. Sata sata borsaya döndürdüler. Satan satana' dediği halinden eser kalmadığını, dostlar alış verişte görsün kabilinden ara ara tiyatro sahnelediğini, danışıklı dövüştüğünü, evinin yolunu bulabilecek kadar aklı olup dürüst bir karakteri de olan müslim, gayr-i müslim herkes görüyor.

 4-  Hizmetlerini ve cihadını hafife hatta alaya almaya çalıştığı Süleyman Efendi'nin sağlığında, Cübbelinin kendi sözde şeyhi ve dönemin sözde müceddidi gördüğü Ahıskalı Ali Haydar Efendi, tam 25 yıl korkudan tiril tiril titreyerek evinden dışarı çıkamamış, kendi akrabalarının çocuklarını bile okutmamış, Sabetaycı Adnan Menderes'e hayır dualar etmiş, "Beş vakit namazımızın ardından Menderes'e dualar edeceğiz. Etmeyenin namazı kabul olmaz" diyebilmiş, kendini mürşid ve müceddid zan eden şaşkının biriydi. 

(Bakın bu derece istikametten çıkarak arkasından beş vakit dua ettikleri Adnan Menderes ne derece çirkin birisiydi. Tıklayın...)

Osmanlı'da 1800'lerin başında başlayıp 1839 Tanzimat Fermanı ile resmileşen dinsizleşme ve şeriattan uzaklaşma akımının bir neticesi olarak 1900'lerin başında Sabetaycıların bu millete son darbeyi vurma gücünü bulup çağdaşlaşma ve yükselme, özgürlük ve eşitlik maskeleri ile kıran kırana bir mücadele verdiği ve kesin sonuca ulaşmak istediği zamanlarda, evinden 25 yıl çıkamayan sözde Müceddidlerin aksine, meydanda sadece Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) vardı. Nerede ise bütün bir toplumun tamamen dinsizleştirilmesi, Türklükten ve Müslümanlıktan uzaklaştırılması planlarını bozan tek kişiydi. Bunun için ne bedeller ödediğini, o zamanda neler yaşandığını, hatta 1950'lerde ve 70'lerde bile bu milletin ne feci bir halde olduğunu cübbeli 3-5 yıl öncesine kadar bile bilmiyor ve sohbetlerinde cahilce yorumlar yapıyordu. Bu dönem boyunca Akademi Dergisi'ni sıklıkla ve dikkatle takip ettiği belli olan ve bazı meselelerde mecbur kalarak kanaatini değiştiren Cübbeli, hala daha samimiyetle davranıp gerçekleri tam anlamıyla kabul etmeye yanaşmıyor. Zira bu durumda ne Ali Haydar Efendi, ne 1998'den beri ilaç tedavisi gören Mahmud Efendi, ne mürşidlik oyunu, ne müceddidlik tiyatroları, ne sömürü çarkı, ne oteller, ne TV de talk show imkanları kalır ve daha ne rezillikler meydana serilip milyonlar tarafından duyulur. Sokakta görenler, bunlara selam vermezler.

İnsan korkudan onlarca sene evinden bile çıkamayıp en yakınlarına bile ilim öğretmezse (ki Mahmud efendi bile ilmini Ali Haydar efendi den almamıştır. Başkasında tahsil görmüştür.) işte böyle 5816 sayılı Sabetaycı gizli Yahudi Atatürk'ü koruma kanununu bile çıkartan bir Sabetaycı olan Menderes'e hayır dua edecek kadar yoldan çıkar, gerçeklerden uzak kalır. Menderes'in akıl almaz boyuttaki rezilliklerini, çirkinliklerini, sapkınlıklarını ve İslam düşmanlığını da bilmez. Onu kimin getirdiğini de kimin astığını da bilmez.

Böyle sözde müceddilerin ve mürşidlerin peşlerinden giden sözde hocalar ve diğer kutta-i tarikler(manevi yol kesici eşkıyalar) ise böylece insanları hakiki istikametten ve ilahi nurun, ilahi feyzin hakiki vesilesi olan gerçek mürşidden/müceddiden men ederler. Dağlar kadar değil, gezegenler kadar değil, güneş sistemleri kadar değil, galaksiler kadar değil, bütün bir feza/uzay kadar vebalin ve ateşin içinde kalırlar yarın ahirette... Kutta-i tarik olmanın, manevi yol kesiciliğin vebali öyle basit midir?

Takip edin görün, yüzünde bir gram nur bulunmayan ve her geçen gün daha da şekli atan Cübbeli'nin o dilini uzattığı makam, ona cezasını mutlaka keser. Zahirde bir başka sebep görünür, ama batında tokadını yiyeceği yer bellidir.

Allah-ü teala, cümle Ümmed-i Muhammed'i (s.a.v) kutta-i tariklerin şerrinden muhafaza buyursun.

Şu Türkiye'yi İslam devleti ilan edebilen sözde hocaları tahkir edip suratına tükürene, T.C. hukuk ceza verir ama şer'an (İslam hukukuna göre) ceza verilmez.

Mevâhib-i Ledünniye'de geçen isimleri nette aratarak bile bulabilirsiniz. 

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi

1- Bu hususlarda geniş ve ispatlı malumat için buraya tıklayınız.

2- Süleymanlılar cemaatini doğru tanımak için buraya tıklayınız 

3- Hazret-i peygamberin (s.a.v.) çok yüksek sayıdaki isimlerinden bir kısmı şunlardır: 

Abdullah: Allah (cc)' ın kulu

Abid: Kulluk eden, ibadet eden

Adil: Adaletli

Ahmet: En çok övülmiş, sevilmiş

Ahsen: En güzel

Ali: Çok yüce

Alim: Bilgin, bilen

Allame: Çok bilen

Amil: İşleyici, iş ve aksiyon sahibi

Aziz: Çok yüce, çok şerefli olan

Beşir: Müjdeleyici

Burhan: Sağlam delil

Cebbar: Kahredici, galip

Cevad: Cömert

Ecved: En iyi, en cömert

Ekrem: En şerefli

Emin: Doğru ve güvenilir kimse

Fadlullah: Allah-ü tealanın ihsanı, fazlına ulaşan

Faruk: Hakkı ve batılı ayıran

Fettah: Yoldaki engelleri kaldıran

Galip: Hakim ve üstün olan

Gani: Zengin

Habib: Sevgili, çok sevilen

Hadi: Doğru yola götüren

Hafız: Muhafaza edici

Halil: Dost

Halim: Yumuşak huylu

Halis: saf, temiz

Hamid: Hamd edici, övücü

Hammad: Çok hamdeden

Hanif: Hakikate sımsıkı sarılan

Kamer: Ay

Kayyim: Görüp, gözeten

Kerim: Çok cömert, çok şerefli

Macid: Yüce ve şerefli

Mahmud: Övülen

Mansur: Zafere kavuşturulmuş

Masum: Suçsuz, günahsız

Medeni: Şehirli, bilgilive görgülü

Mehdi: Hidayet eden, doğru yola erdiren

Mekki: Mekkeli

Merhum: Rahmetle bezenmiş

Mes'ud: Mutlu

Metin: Çok sağlam ve güçlü

Muallim: Öğretici

Mukteda: Peşinden gidilen

Mübarek: Uğurlu, hayırlı, bereketli

Mücteba: Seçilmiş

Mükerrem: Şerefli, yüce

Müktefi: İktifa eden, yetinen

Münir: Nurlandıran, aydınlatan

Mürsel: Elçilikle görevlendirilmiş

Mürteza: Beğenilmiş, seçilmiş

Muslih: Islah edeci, düzene koyucu

Mustafa: Çok arınmış

Müstakim: Doğru yolda olan

Muti: Hakka itaat eden

Mu'ti: Veren ihsan eden

Muzaffer: Zafer kazanan, üstün olan

Müşavir: Kendisine danışılan

Naki: Çok temiz (bilgi yelpazesi.net)

Nakib: Halkın iyisi, kavmin en seçkini

Nasih: Öğüt veren

Natık: Konuşan, nutuk veren

Nebi: Peygamber

Neciyullah: Allah' ın sırdaşı

Necm(i): Yıldız

Nesib: Asil, temiz soydan gelen

Nezir: Uyarıcı, korkutucu

Nimet: İyilik, dirlik ve mutluluk

Nur: Işık, aydınlık

Rafi: Yükselten

Ragıb: Rağbet eden, isteyen

Rahim: Mü'minleri çok seven

Razi: Kabul eden, hoşnut olan

Resul: Elçi

Reşid: akıllı, olgun, iyi yola götürücü

Said: Mutlu

Sabir: Sabreden, güçlüklere dayanan

Sadullah: Allah' ın mübarek kulu

Sadık: Doğru olan, gerçekci

Saffet: Arınmış, seçkin kişi

Sahib: Malik, arkadaş, sohbet edici

Salih: iyi ve güzel huylu

Selam: Noksan ve ayıptan emin olan

Seyfullah: Allah' ın kilıcı

Seyyid: Efendi

Şafi: Şefaat edici

Şakir: Şükredici

Taha: Kur'an-ı Kerim' deki ismi

Tahir: Çok temiz

Taki: Haramlardan kaçınan

Tayyib: Helal, temiz, güzel, hoş

Vafi: Sözünde duran, sözünün eri

Vaiz: Nasihat eden

Vasıl: Kulu Rabb'ine ulaştıran

Yasin: Kur'an-ı Kerim' deki ismi, gerçek insan, insan-ı kamil

Zahid: Masivadan yüz çeviren

Zakir: Allah' ı çok anan

 | Mevahib-i Ledünniye

4. Buhari, Müslim
ilk yorumu sen yap
Yorum Gönder