akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, ismailağa cemaati, cinci hocalar, üfürükçüler, gerçek yüzü, müslüman genç, muska,
Kartal'da çocuğu olmayan kadınlara muska yazdığı ve cin çıkarma vaadiyle dolandırdığı öne sürülen sahte hoca yakalandı. Sahte hocanın evine yoğunluktan dolayı "sıramatik" koyduğu belirlendi.


Evin duvarına asılan "Bakım ücreti 30 lira", "Muska ücretimiz 300 lira, Pazarlık yapılmaz" yazıları dikkat çekti. Kartal İlçe Emniyet Müdürlüğü ekiplerine Esentepe Mahallesi'nde bulunan bir evdeki hocanın çocuğu olmayan kadınlara tedavi vaadiyle muska yazdığı ve cin çıkartacağını söyleyerek dolandırdığı yönünde bir ihbar geldi.

Sivil polisler ihbarı değerlendirip eve giderek inceleme yaptı. Daha sonra polis ekipleri eve operasyon düzenleyerek Salih G. isimli sahte hoca ve sahte hocaya yardım eden T.G., İ.G. ve A.C.G.'yi de gözaltına aldı. Ekipler evde yaptığı aramalarda muska yazmak için kullanılan çok sayıda kağıt, arapça yazılar bulunan kağıtlar ve 6 bin 300 lira ele geçirildi.

Polis ekipleri Salih G. isimli sahte hocanın yaşanan yoğunluk sebebiyle gelenlere sıramatik ile numara verdiği, sırası gelenlerin içeriye alınarak işleme başlandığı belirledi. Ekiplerin evde yaptığı aramalarda duvarlarda 'bakım ücreti 30 lira', 'Muska ücretimiz 300 lira pazarlık yapmayın' şeklinde yazılar olması dikkat çekti.
akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, mahmud efendi, ismailağa cemaati, referandum, evet, hayır, Recep Tayyip Erdoğan, sahte mürşidler, müceddid, gerçek yüzü,

İnanmayın bu yalanlara

Mahmud Efendi 1998'den beri akıl hastasıSon senelerde hali iyice kötüleşti ve sabah tanıştığı kişi ile öğleyin bir daha tanışıyor. Birkaç saat öncesini hatırlamıyor. Kim olduğunu, nerede bulunduğunu bile bilmiyor. Az ötelerde bir yerlerde, sokakta bir yerlerde kendi başına bıraksalar, kim olduğunu anlatamaz, evinin yolunu tarif edemez etraftakilere...

İnanmayan, bunların iftira yada hakaret olduğunu düşünenler, gitsin, kendi gözleri ile görsün. Sorsun, cevap beklesin, ne sorup ne cevap aldığına baksın. Neyi ne kadar anlayabildiğine baksın. Bu kadar basit... Biz bu resti senelerdir çekiyoruz. Bir kişi bile çıkıp "Gittim, ne sorduysam anladı, mantıklı ve aklı başında cevaplar verdi" diyemedi. Daha inanmayan prof. dr. Sefa Saygılı'ya sorsunMahmud Efendi'yi ona da götürdüler tedavisi için ama nafile... Dahası da var, bir keresinde aile boyu sıkıntı yaşandı. O vakit akıl sağlığı bu kadar kötü durumda değildi. Hem kendisinde hem de ailesinde ciddi sıkıntı oldu. Cinnet derecesine geldiler. Etrafındaki lüzumsuzlar da "Kastettiler efendiye ve ailesine" diyerek üfürükçülere gittiler. Bir mürşid hatta müceddid düşünün ki bu halde... Oynatmayın sonsuz saadetinizle, alet olmayın böyle planlara, oyunlara...

Her seçim ya da referandum öncesi böyle AK troller de, böyle numaralar yapıyorlar. Cemaatleri, tarikatları, dinimizi, değerlerimizi, tarihimizi, mukaddesatımzı siyasete alet ediyorlar. Lanetlenmiş bir şeyi yapıyorlar. İtibar etmeyin. 

Bir kere Mahmud Efendi sağlıklı olsa, Tayyip'in "Benim şiilik ve sünnilik diye bir dinim yok" ya da "Din ve kültür gibi sun'i bölünmeler" ya da "Dört hak din" şeklindeki konuşmalarını bilir ve Tayyip'e selam bile vermezdi ki nerede kalacak imameti verecek, sarığını, cübbesini verecek? Daha bunu BOPçuluğu var, Büyük İsrail'e hizmet etmek var, Irak'ta Amerikan conilerine kahraman demek hayır dua etmek var, "Faiz bu dünyanın gerçeği" sözü var, ibnelik var, zinanın serbest bırakılması var, evlilerin zinasının, domuz etinin, misyonerliğin bile serbest oluşu var. Ailelerin, yuvaların yıkılışı, çöküşü var. Var oğlu var. Geçin mürşid ya da müceddid olmayı, geçin alim ya da hoca olmayı, en vasıfsız bir mü'min bile bunları görür, bunları bilir ve buna göre davranır. Böyle davranmak zorundadır. İmanı, başka bir davranışa izin vermez. 

Bu kadar düşmemek lazım. Bu kadar düşenlere tepkisiz kalmamak lazım.

Mahmud Efendi'nin meşhur sözü ile sonlandırmak gerekirse:

Kim din ile oynar, cehennemde kaynar. 

#MehmetFahriSertkaya | #AkademiDergisi


Şuraya bir bakın, ''Ben yaşlandım. Siz ne halt ederseniz edin"" diyor: 


akademi dergisi, mehmet fahri sertkaya, cübbeli ahmet hoca, ismailağa cemaati, darul harp fıkhı, ihsan şenocak, gerçek yüzü, ehl-i sünnet, müslüman genç,


Cübbeli Ahmet Hoca da, İsmailağa camiası da çok zor duruma düştüler. 

Onlarca senedir dar'ül harp fıkhına dair itirazlarımızı dikkate almıyorlardı, kendilerine itibar eden sayısız Müslümanı, türlü sıkıntılara hatta maddi ve manevi felaketlere sürüklüyorlardı. Akademi Dergisi olarak son birkaç sene içinde, bunca Müslümanın dünya ve ahiret saadetini dert edinerek, İsmailağa denilen nursuz, feyizsiz, icazetsiz ve bozuk tarikata ve hususiyetle de hoca demekten imtina ettiğimiz Cübbeli Ahmet denilen Ahmet Mahmut Ünlü'ye karşı, bu zararlarına mani olmak adına ilmi izahlar ve ispatlarla dolu yayınlar yapmıştık. Camia, hakkı olmadığı halde sessiz kalırken, sessizliği tercih ederken, Cübbeli Ahmet ise daha çirkin bir davranış sergilemişti. Hakikati kabul etmek, Müslümanları böyle zor bir halden bir an evvel kurtarmak ya da bizim ilmi yayınlarımıza yine ilmi itirazlarla karşılıklar vermek yerine, bir programda, bir izleyici sorusuna "Türkiye İslam devleti değil ki, biz o söyleneni yapabilelim" tarzında, diğer programda ya da köşe yazısında "Türkiye kesinlikle dar'ül harb değildir." tarzında kendini yalanlayıp duran açıklamalar yapıyor, yetmiyor, iyice köşeye sıkıştığında ise, cemaatleri birbirine düşürmeyi bile göze alarak, herkesi birbirine katıp kendini oldu bitti ile haklı çıkaracak çirkinliklere tevessül edebiliyordu. Bu kadar aciz kalışın üzerine, şahsımı bütün bir millete, hususiyetle de çeşitli Müslüman kesimlere "iç ve dış güçlerin adamı", "ajan", "namussuz", "şuna buna da dilini uzatmış" şeklinde iftiralarla hedef gösterebiliyordu.

Biz bu mücadeleler sırasında, Türkiye'nin yönetim şekliyle de, halkının durumu göz önüne alındığında da, İslam devleti kabul edilemeyeceğini türlü türlü izah ve ispat ediyorduk. Şimdilerde ise yeni bir gelişme oldu. Kapsamlı bir araştırma yapıldı ve ülkelerin İslamilik endeksi yani İslami kriterlere ne kadar uydukları, ciddiyetle araştırıldı. Bu ciddi araştırma da bizim, sözde İslam ülkesi denilen ülkeler hakkındaki kanatlerimizi doğruladı.

George Washington Üniversitesi’nden Şehrazat S. Rahman ve Hüseyin Askeri, uluslararası akademik bir dergide (Global Economy Journal) “İslam Ülkeleri Ne Kadar İslami?” adlı bir makale yayınladı. Bu makalede "İslamilik Endeksi" diye bir başlık altında İslam ülkelerinin ve İslam ülkesi olmayan ülkelerin “İslamiliğini” gösteren bir endekse yer verildi.

Kendilerini "İslam ülkesi" olarak resmen açıklayan 7 ülke var: Afganistan, Bahreyn, İran, Moritanya, Umman, Pakistan ve Yemen. 

12 ülke ise İslam’ı devletin "resmi dini" olarak kabul ediyor: Cezayir, Bangladeş, Mısır, Irak, Kuveyt, Libya, Malezya, Maldivler, Fas, Tunus, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri...

Milletçe İslami uygulamaları "benimseyen" ülkeler de dahil edilince, İslam İşbirliği Teşkilatı'na üye 57 ülke kategorilendirilmiş:

a) İslam’ı devletin resmi dini olarak kabul eden ülkeler
b) İslam’ı devletin ana dini olarak kabul eden ülkeler
c) Dikkate değer bir Müslüman nüfusa sahip olan ülkeler
d) Kendilerini İslam cumhuriyeti olarak ilan eden ülkeler

Ve bunlarla birlikte İslam ülkesi olmayanları da katılıp, "İslamilik Endeksi" araştırmasına toplam 208 ülkeyi dahil edildi.

İLK 10'DA İSLAM ÜLKESİ YOK

İslamilik Endeksi sonuçlarında İlk 10 içerisinde ne bir İslam Ülkesi ne de bir İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülke yok.

1. YENİ ZELANDA
2. LÜKSEMBURG
3. İRLANDA
4. İZLANDA
5. FİNLANDİYA
6. DANİMARKA
7. KANADA
8. İNGİLTERE
9. AVUSTRALYA
10. HOLLANDA

Araştırmada İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi olan ve listeye 38. sıradan girmeyi başaran Malezya, nüfusunun çoğu Müslüman olan ülkeler içinde şu anda en İslami ülke diyebiliriz.

Malezya'yı 48. sırada Kuveyt, 64'te Bahreyn (kendisi 7 İslam ülkesinden biri), 65'te Brunei, 73'te Uganda takip ediyor.

TÜRKİYE NEREDE?

Türkiye, 103. sırada.

208 ülkeden 206. sırada son İslam ülkesi ise Somali

Özetlersek: Yeni Zelanda, Lüksemburg, İrlanda ile başlayan listedeki ülkeler "İslamilik" endeksinde nüfusunun çoğu Müslüman olan ülkelerin tamamını hallaç pamuğu gibi atmış gözüküyor. Takipçilerim hatırlayacaklar ki, en az Cübbeli Ahmet kadar samimiyetsiz biri olan, ehli sünnet olduğunu iddia etse de olmayan, dini dünya siyasetine alet eden İhsan Şenocak'a da bu hususta bir karşılık vermiş, gerçekleri tokat gibi yüzüne çarpmıştım da üzerine geçen yıllar boyunca gık bile edememişti. Milletimizin kurtuluşu gayesi ile mücadele ettiklerini iddia edip duran bu şahısların, alim olduklarını iddia edip duran bu şahısların, bu derece samimiyetsizliklerine, umursamazlıklarına ve en temel İslami hususları bilmemelerine, bilmedikleri izah edilince hatalarından dönmemelerine ne denir, nifak denir mi, ona da siz kendiniz karar verin.

ŞİMDİ NE OLACAK?

O halde; Böyle bir ülkede Müslümanlardan bir imkansızı başarmalarını isteyip, dar’ül harp fıkhı değil de dar’ül İslam fıkhı yaşatmaya çalışanlar, hatta yetmeyip takva üzere yaşatmaya çalışanlar; bunu başaramayıp perişan olan, küfrün karşısında aciz kalan, hatta bazıları savrulup giden, İslami kaidelere göre yaşamayı bile tamamen terk eden hangi bir Müslümanın ve neslinin hesabını verebilecekler? 

Ve nasıl olur da hala bunca izaha ve ispata rağmen “Bu ülke İslam ülkesi”, "Olur mu bu ülkede Müslümanlığın alametleri var. Camiler var, mescitler var.", "Refah partisi (ya da AK parti) İslami parti. Erbakan emir'ül mü'minimizdir. Tayyip bey başkomutanımızdır." demekte ısrar edip Müslümanları çıkmazlara sokarlar, ehli küfrü güçlendirirler? 

Peybamberimiz (s.a.v.) Mekke hayatı boyunca, Medine’de yaşadığı gibi mi yaşadı? Aynı fıkhı mı tatbik etti? Sanki dar’ül harp fıkhını bir cemaat mi uydurdu? Bu samimiyetsizler, bu kutta-i tarikler, ehli sünnetin bunca muteber eserini nasıl okudular?


süleymancılar, süleymanlılar, arif ahmet denizolgun, mehmet fahri sertkaya, cübbeli ahmet hoca, marifet derneği, ismailağa cemaati, muhammed keskin, akademi dergisi, fitne, hadis uydurmacılığı, recep tayyip erdoğan,


Son zamanlarda iyice çirkin ve samimiyetsiz tavırlar sergileyen, özellikle 15 Temmuz darbe tiyatrosundan sonra Erdoğan'dan talimat almış gibi tuhaf ve aşırı dikkat çekici çıkışlar yapan, toplumun büyük kesiminde hızla itibar kaybeden, gerçek dışı iddialar ve iftiralar ile herkesi hatta cemaatleri bile birbirine düşüren, istediği herkes hakkında hakaretlere, iftiralara varan cümleler kuran ama buna rağmen herkesi kendisine ve değerlerine hakaret etmekle suçlayan, istediği kişileri keyfine göre müfteri, alçak, namussuz, yalancı, iç ve dış güçlerin adamı ilan edip arkasına hiçbir delil getiremeyen, karşılığı verilip aciz düşürülünce çark eden, çark ettikçe geri vitese de takıp özürler dileyen, biraz zaman geçtikten sonra yine de aynı çirkin tavırlarını sürdüren, ilmi meselelerde de keyfine göre konuşan, vahim manevi cinayetler işleyip duran, siyasetçilerin oyuncağı olan ve Süleymanlı cemaatinin büyüklerinin uzan yıllardır ''münafık'' dediği Cübbeli Ahmet'e, kendi cemaati de nihayet çok gecikmeli de olsa tavır aldı. 



Marifet Derneği'nin bu çıkışını, gerektiği kadar sert ve kararlı görmesek de, çok gecikmeli bulsak da yine de müslümanların ve memleketin faydasına görüyoruz. İyice büyüyen bir fitneye gecikmeli de olsa faydalı bir müdahale olarak değerlendiriyor ve devamını da bekliyoruz ve devamını da fisebilillah destekleyeceğiz. İşte İsmailağa cemaatinin Marifet Derneği'nin Cübbeli Ahmet Hoca(!) hakkında sosyal medya sayfasında paylaştığı o yazı:


Marifet Dergisi 49. Sayısında yayınlanan Abdülfettah Kevseri Hocaefendi’nin “İŞLERİN EN HAYIRLISI ORTA OLANLARIDIR” başlıklı makalesi…

İŞLERİN EN HAYIRLISI ORTA OLANLARIDIR

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…

Cübbeli Ahmet Hoca'nın Hadis ilmi garabeti
saadettin ustaosmanoğlu, mahmud efendi, cübbeli, cübbeli ahmet hoca, gerçek yüzü, zekat paraları, ahmet mahmut ünlü, ismailağa cemaati, serveti, gelir kaynağı,


İsmailağa cemaatinin lideri, gerçek dışı ve desteksiz iddialar ile mürşid ve müceddid ilan edilmiş Mahmut Ustaosmanoğlu’nun yeğeni Saadettin Ustaosmanoğlu ile T24 Haber portalından Selin ONGUN’un yaptığı söyleşide, Cübbeli diye anılan Ahmet Mahmut Ünlü hakkındaki iddialar sizi derinden sarsabilir. 


Kamuoyunda yanlış bir şekilde Süleymancılar denilen Süleymanlılar cemaatinin en önde gelen isimlerinin de açıkça ve sık sık ''münafıklık'' ile suçladığı, onlarca senedir skandallarla ve polemiklerle basın ve medyanın gündeminde olan Cübbeli Ahmet Hocaya, kendi cemaatinden önde gelen isimlerin de tavrı aynı derecede sert ve vahim...

Bozuk, nursuz, icazetsiz tarikatlardan biri olan İsmailağa cemaatinin önde gelen pek çok ismi, uzun yıllardır Cübbeli Ahmet'e karşı, duyanları şok eden açıklamalarda ve suçlamalarda bulunuyorlar. İşte onlardan sadece biri, Cübbeli Ahmet'in zekat paralarını keyfi olarak şahsına harcadığı iddiası ve suçlaması. Biz hiçbir şey iddia etmiyor ve haber değeri taşıdığı için ilgili söyleşiyi noktasına virgülüne dokunmadan kaynağından alıntılıyoruz. 

İşte O söyleşi:

Cübbeli Ahmet'e 'Zekât paralarını yiyor' suçlaması

Cübbeli Ahmet Hoca bu gerçeği daha uzun süre toplumdan gizleyemez: "Mahmud Efendi kendini bilmeyecek kadar hasta"


"Mahmud Efendi kendini bilemeyecek kadar hasta"

BİZDE YALAN, İFTİRA, HAKARET YOK: Mahmud Efendi sağlıklı değil. 

Mürşid hatta müceddid olduğu iddia edilen Mahmud Efendi'nin 1998'den bu yana akıl sağlığının yerinde olmadığını ve ülkenin önde gelen psikiyatrlarına bile götürülüp netice alınamadığını yazdığımızda, bunun yalan ve hakaret olduğunu düşünen çok sayıda cemaat mensubu, çok seviyesizce sayfamıza saldırmıştı. 

Cemaat mensuplarından biri, yalan yazdığımızdan ve iftira attığımızdan kendince o kadar emindi ki, bizi rezil etmek ve yalancı çıkartmak için, kendinden çok emin şekilde, bu bilginin kaynağı olan, bu gerçeği kendisinden de dinlediğimiz Ali Eren hocayı aramış ve bir de ses kaydı yapmıştı. 

Uzun süre bu cemaat mensubundan ses çıkmayınca, ses kaydını paylaşamayınca üzerine gitmiştik ve "Hani ses kaydı yapacak ve bizi yalancı çıkaracaktın? Paylaşsana şu kaydı artık?" demiştik. O da istemeye istemeye bu ses kaydını profilinde herkese açık olarak paylaşmıştı. Kimse kendisine, bize yapıldığı gibi hakaret, küfür hatta tehdit içeren karşılıklar vermediği halde, Sadece 5-10 dakika sonra da bu paylaşımını silmişti. İşte bu videoyu, biz de bu şekilde ele geçirmiştik.

Bu görüşme sırasında Ali Eren hoca, müslüman bir psikiyatr olan ve İslamcı basında zaman zaman tam sayfa yazıları basılan Prof. Dr. Sefa Saygılı'nın, Mahmud Efendi hakkında kendisine anlattıklarını bir kez daha anlattı. Saygılı'nın "Mahmud efendi hasta. Ama çok hasta. Kendini bilemeyecek kadar hasta" dediğini anlattı. 

Zaten Ali Eren hoca ile hususi görüşmemizde, bu hatırasını bana "Sefa ile biz tanışırız. Yakın arkadaşız. Bir gün bir kitap fuarında denk geldik. Orada anlattı bunları bana." demişti. Hatta Sefa Saygılı Ali Eren'e "Hocam! Bana getirdiler Mahmud Efendi'yi... Tanıştık. Muayene ettim. İlaçlar yazdım. 15 gün sonra bana yine kontrole getirdiler. Beni tanımıyordu. Benimle tanıştığını hatırlamıyordu. Benimle bir daha tanıştı.' demiş. Bunu da anlatmıştı bana Ali Eren hoca...
İşte yobazlık budur; Sabetayist gizli Yahudi ve İslam düşmanı Menderes'e dua etmezsek namazımız kabul olmazmış.


Yobaz, bir fikre, bir düşünceye ya da inanca aşırı derecede bağlanan, bağlandığı bu görüşü çürüten somut ve görmezden gelinmesi mümkün olamayacak onlarca hatta yüzlerce delili bile görmek istemeyen kişiye denir. 

Cübbeli diye anılan Ahmed Mahmud Ünlü'nün ve cemaatinin, çarşaf, mürşidlik, müceddidlik, Refah partisi, Erbakan, İslami parti, Türkiye'nin İslam devleti ilan edilmesi, uydurma hadislerle bile bile amel edilmesi v.s. yobazlıklarına dair daha önce çok kere kalem oynatmış, yazılar yazmıştım. Bu hususların hepsinde hakikati apaçık gözler önüne seren kesin deliller bulunmasına rağmen inkar edip yobazlıklarına devam ediyorlar. 

İşte bu şekilde hareket ettikleri hususlardan biri de Adnan Menderes... Bu onlar için öyle bir konu ki, bu konudaki gerçekleri kabul etmeleri halinde ne Ali Haydar Efendileri, ne Mahmud Efendileri, ne de tarikatçılık, mürşidlik, müceddidlik oyunları kalıyor meydanda... Her şey temelinden o anda yıkılıyor. Bu yüzden olsa gerek, yobazca bir tavrı, hakikati ısrarla görmeme ve kendi yanlışında aşırı derecede ısrar tavrını sergilemeye devam ediyorlar. 

Oysa Adnan Menderes'in gerçekte kim olduğunu, nasıl bir Türk ve Müslüman düşmanı olduğunu, "Müslüman kurtarıcı" kimliğine büründürülen Sabetaycı bir gizli Yahudi ve aynı zamanda ABD'nin ve Masonların adamı olduğunu yıllardır ispatları ile yazıp yayınlıyorum. Benden başkaca da yazanlar var. Hatta gazeteci Gürkan Hacır da Menderes'in oğlu Aydın Menderes'e gidip doğrudan sordu "Bu iddialar doğru mu?" diye... "Evet doğru. Bana sorulsa idi, daha fazlasını da anlatırdım" diye cevap verdi. Yani öyle bir manzara var ki meydanda, Menderes'in öz oğlu bile siyasi kimliğine ve duruşuna rağmen bu gerçekleri itiraf etti.

More

Whats Hot